Gölbaşı Güncel Haber
HV
10 ŞUBAT Salı 08:43

Nerede Eski Adıyaman?

Sercan SAKAR
Sercan SAKAR
Giriş Tarihi : 02-02-2026 09:45


Bir şehrin hafızası vardır. Taşında, sokağında, kokusunda saklıdır. Adıyaman’ın hafızası da sabahın erken saatlerinde çarşıdan yükselen ekmek kokusunda, yaz akşamları damlarda serilen yataklarda, kapı önünde çekilen sandalyelerde gizliydi. Şimdi soruyorum: Nerede eski Adıyaman?
 Gün, güneşin Nemrut’a doğru eğilmesiyle yavaşlardı. Çarşıda herkes birbirini tanırdı; tanımıyorsa da bir selamla tanış olurdu. Esnafın terazisi kadar sözü de tartılıydı. “Bir çay içmeden gitme,” denirdi; çay bahane, muhabbet asıldı. Kırılan kalpler çabuk onarılır, küslükler uzun sürmezdi. Çünkü aynı sokağın çocuklarıydık, aynı yağmurda ıslanmıştık.
Mahalleler vardı; sadece evlerin değil, insanların da birbirine yaslandığı. Kapılar kilitlenmezdi; kilitlense de anahtarın yeri belliydi. Anneler akşam ezanıyla çocuklarını çağırır, çocuklar koşarak eve dönerdi. Korku yoktu; merak vardı. Oyunlar vardı; misket, topaç, saklambaç… Beton değil, toprak öğretirdi düşmeyi ve kalkmayı.
Eski Adıyaman’ın geceleri serindi. Damlarda yıldızlar sayılır, hikâyeler anlatılırdı. Dedeler, bir cümleyle koca bir tarihi taşırdı omuzlarında. “Bir zamanlar…” diye başlayan her cümle, bizi köklerimize bağlayan görünmez bir ipti. O ip, bugün inceldi; kopmadı belki ama sessizce sızlıyor.
Zaman değişti. Şehir büyüdü, sokaklar daraldı; insanlar çoğaldı, selamlar azaldı. Binalar yükseldi, gölgeler uzadı. Hızlandık; ama bir yere varamadık. Eskiden bir akşamüstü, bir ömür gibi gelirdi; şimdi ömür, bir bildirim kadar kısa. “Kolaylık” dedik, “konfor” dedik; peki ya ruh?
Eski Adıyaman’ın yemekleri bile başka konuşurdu. Bir tencere yetmezdi; komşuya da düşerdi pay. Sofra kalabalık, gönüller genişti. Şimdi sofralar tek kişilik, tabaklar dolu ama hikâyeler eksik. Bir şehrin lezzeti sadece baharatla değil, paylaşmayla da olur; bunu unuttuk.
Nerede eski Adıyaman? Belki yıkılan bir evin duvarında kalan bir izde. Belki yıllardır açılmayan bir sandığın dibinde, sararmış bir fotoğrafta. Belki hâlâ yaşıyor; sabah erken kalkan bir fırıncının selamında, kapı önünde oturan bir ninenin duasında. Belki de biz unuttukça, o biraz daha susuyor.
Ama umut var. Çünkü şehirler, insanlar gibi; hatırlanınca iyileşir. Eski Adıyaman’ı geri getiremeyiz belki, ama onu yaşatabiliriz. Selamı çoğaltarak, kapıları aralayarak, çayı demleyip yan yana oturarak… Çocuklara sokağı, büyüklerimize zamanı geri vererek.
Nerede eski Adıyaman?
Belki de sorunun cevabı şu: O hâlâ burada. Biz ne kadar buradayız?

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI