Gölbaşı Güncel Haber
HV
14 TEMMUZ Salı 02:56

Mehterle Karşılayıp, İzmir Marşı'yla Uğurlayamadık

Celil KOCATAŞ
Celil KOCATAŞ
Giriş Tarihi : 14-07-2026 00:54


NATO Zirvesi sona erdi. Dünyanın en güçlü ülkelerinin liderleri geldi, ağırlandı, masalara oturdu, ortak bildiriler yayımlandı, fotoğraf kareleri verildi ve ardından ülkelerine döndüler. Biz ise yine görkemli bir organizasyona ev sahipliği yaptık. Çünkü yıllardır kulaklarımıza kazınan bir söz var: "İtibardan tasarruf olmaz."
Mehter takımıyla karşıladık. Devlet geleneğimizi, tarihî mirasımızı ve misafirperverliğimizi gösterdik. Ancak zirvenin ardından geriye sadece protokol fotoğrafları değil, cevap bekleyen sorular da kaldı.
En dikkat çekici gelişmelerden biri ise ABD Başkanı Donald Trump'ın, İran'a yönelik askerî operasyon kararını Türkiye'de bulunduğu sırada açıklaması ve bu süreçte "Vurun." emrinin verilmiş olmasıydı.
Elbette bu kararın askerî planlaması önceden yapılmıştır. Ancak dünya kamuoyu açısından oluşan algı da en az gerçekler kadar önemlidir. Böyle kritik bir kararın Türkiye'de bulunulduğu sırada açıklanması, Türkiye'nin istemediği hâlde bölgesel gerilimlerin tam ortasında gösterilmesine neden olabilir. Diplomaside bazen bir fotoğraf karesi, bazen bir zamanlama, bazen de tek bir cümle yıllarca tartışılır.
Türkiye'nin bulunduğu coğrafya zaten bir ateş çemberi... Bir yanda Rusya-Ukrayna Savaşı, diğer yanda Gazze, Suriye, Irak ve şimdi de İran eksenli gerilimler... Böylesine hassas bir bölgede Türkiye'nin adının yeni bir çatışmanın gölgesinde anılacağı her gelişme, dış politikada ilave bir yük anlamına gelir. Çünkü savaşın kazananı olmaz; faturası ise çoğu zaman çatışmayan ülkelere bile çıkar.
Biz ilginç bir ülkeyiz vesselam...
Biraz hafızamızı yoklayalım.
1968 yılında İstanbul'a demirleyen 6. Filo'ya "Defol!" diyen gençler vardı. O gençlerin üzerine kimlerin salındığını, hangi sokaklarda çatışmalar yaşandığını, kimlerin hedef gösterildiğini bu ülkenin hafızası unutmadı.
Bugün ise benzer sahneleri farklı aktörlerle izliyoruz. NATO'yu protesto edenlerin karşısına yine farklı gruplar çıkıyor. ABD'nin politikalarını eleştirenler zaman zaman hedef hâline geliyor. Dün emperyalizme karşı en sert sloganları atanların bir kısmı bugün sessiz; dün sessiz kalanların bir kısmı ise bugün en önde.
Bir zamanlar köprülerde, meydanlarda "Kahrolsun emperyalizm!", "Kahrolsun Amerika!", "Kahrolsun İsrail!" sloganları yankılanıyordu. Bugün ise aynı Amerika ile yapılan stratejik görüşmeler, aynı NATO içinde verilen ortak fotoğraflar konuşuluyor.
Elbette devlet yönetmek slogan atmak değildir. Uluslararası ilişkiler hamasetle değil, çıkar dengeleriyle yürür. Devletler ebedî dostluklarla değil, ebedî çıkarlarla hareket eder. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak vatandaşın sorguladığı nokta başkadır.
Dün söylenenlerle bugün yapılanlar arasındaki mesafe neden bu kadar büyüyor? Dün "asla" denilenler bugün neden normalleşiyor? Değişen dünya mı, yoksa değişen ilkeler mi?
Merhum Süleyman Demirel'in yıllar önce söylediği "Dün dündür, bugün bugündür." sözü, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ güncelliğini koruyor. Belki de Türk siyasetini en kısa anlatan cümlelerden biri budur. Ancak siyasetin değişen dengeleri olabilir; milletin hafızası bu kadar kolay değişmez.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin şu sözü tam da burada anlam kazanıyor:
"Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol."
Toplum, fikir değiştirilmesine değil; ilkesizliğe itiraz eder. İnsanlar, dün alkışlayıp bugün yuhalayanları değil, şartlar ne olursa olsun aynı duruşu sergileyenleri hatırlar.
NATO Zirvesi bitti. Konuklar ülkelerine döndü. Fakat geriye yine aynı sorular kaldı.
Türkiye bu fırtınalı coğrafyada barışın merkezi mi olacak, yoksa büyük güçlerin hesaplaşmalarının gölgesinde kalmaya devam mı edecek?
İran'a yönelik böylesine kritik bir askerî kararın Türkiye'de bulunulduğu sırada açıklanmasının diplomatik yükünü kim hesapladı? Bunun ülkemize siyasi ve güvenlik açısından yansımaları yeterince değerlendirildi mi?
Tarih bize şunu öğretiyor: Büyük devlet olmak yalnızca büyük zirvelere ev sahipliği yapmakla olmaz. Büyük devlet olmak; krizleri yönetebilmek, ilkeli bir duruş sergileyebilmek ve milletin hafızasına saygı duymakla mümkündür.
Çünkü gün gelir alkışlar diner, kameralar kapanır, kırmızı halılar kaldırılır. Geriye ise sadece milletin vicdanında kalan sorular ve tarihin tuttuğu notlar kalır.
Mustafa Kemal Atatürk'ün, 13 Kasım 1918'de İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgal edildiği gün, Boğaz'daki düşman donanmasına bakarak yaverine söylediği ve Türk milletinin bağımsızlık inancını, aynı zamanda Kurtuluş Savaşı'nın ilk işaretini simgeleyen o tarihî söz bugün de hafızalardadır:
"Geldikleri gibi giderler."

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI Emekliler: İstatistiklerde "Var", Hayatta "Kayıt Dışı" Ekran Karşısında Bir Soru: Reyting Uğruna Toplumsal Denge Zedeleniyor mu? Geleceği Baltalamak: Bedava Oksijenden Milyon Dolarlık Yıkıma Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında. Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz Şimdi ne olacak, haydeee… Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? Malatya’nın İntiharı: Seyretmeye Devam Edin! Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik Ben Neyi Savunuyorum? O Ney La! Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi Yeni İsimler Er Meydanında Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” Ahlakın Partisi Olmaz Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı Köyde Kazan Kaynıyor Kürsü Sizin, Sokak Bizim! Sıradaki Kim? Kutuplaşmanın dili Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer... Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar Ramazan Gelince Hatırlanan Vicdan Bir “Şok” Diğerini Sökerken Köyde Büyük Telaş: Seçim Yaklaşıyor Tesadüf Değil, Operasyon! Küçük Enişte Bayramda,  Köy Seçimde 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar Adlî Emanet Deposu mu, Yol Geçen Hanı mı? Bir Şehir Dolusu Mağduriyet BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER Yeter artık bi kalkın  Ekonomi daralıyor. Her yılın 10 Ocak günü, takvimlerde "Çalışan Gazeteciler Günü" olarak yerini alır. Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu? Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? Bir Felaketin Uzayan Gölgesi: Depremin 1000. Günü Kaysı, Sağlık ve Çimento: Bir Bölgenin Vicdan Sınavı Tekstilde Sessiz Göç: Türkiye’den Mısır’a Akan Yatırımlar Alarm Veriyor Köyün Bitmeyen Hikayesi: Küçük Eniştenin Sonsuz Fırıldakları Pandemi Sonrası Kalp Krizleri: Bilim Konuşmalı, Kurumlar Susmamalı Görünenin Ardındaki Gerçekler Siyaset, Sosyal Medyada Değil Sahada Yapılır! Yıkılan Evler Değil, Umutlarımızdı Vatandaş Soruyor: Vekil, Başkan... Neden Bizi Ziyaret Etmedi? Neden Kurban Kesimi Yurt Dışında Daha Ucuz? Bir Zamanlar Turan Ülküsü Vardı 6 Şubat Depremlerinin Malatya’da Görünmeyen Yüzü