Geleceği Baltalamak: Bedava Oksijenden Milyon Dolarlık Yıkıma

Celil KOCATAŞ

30-05-2026 13:38


İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveni, hiçbir dönemde bugünkü kadar bencilce ve fütursuzca olmadı. Sloganlarımıza baksanız hepimiz yarını düşünüyoruz; ancak pratiğe döndüğümüzde, adeta "Bizden sonra tufan!" mantığıyla, çocuklarımıza daha yaşanmaz, daha kurak ve nefessiz bir dünya bırakmak için özel bir çaba sarf ediyoruz.
Bugün modern dünya, kaybettiği ekosistemi geri kazanmak için milyarlarca dolarlık yapay zeka projeleri, karbon yakalama teknolojileri geliştiredursun; doğa bize en kusursuz teknolojiyi, ağaçları, tamamen bedava sunuyor.
Gelin, göz ardı ettiğimiz bu "bedava" yaşam kaynağının teknik ve ekonomik boyutuna bir bakalım:
Yetişkin ve sağlıklı bir ağaç, tek başına günde ortalama 1,2 kilogram oksijen üretir. Bu, iki yetişkin insanın günlük oksijen ihtiyacına denktir.
Bir hektar sağlıklı orman, yılda yaklaşık 11 ton karbondioksit yutar ve atmosfere 8 ton oksijen salar.
 Bugün endüstriyel ve tıbbi amaçla üretilen oksijenin ton maliyeti ortalama 50 ila 100 dolar arasındadır. Sadece bir şehrin, örneğin 1 milyon nüfuslu bir kentin günlük oksijen ihtiyacını yapay yöntemlerle karşılamaya kalksak, karşımıza her gün milyonlarca dolarlık, yılda ise milyarlarca dolarlık bir fatura çıkar. Doğanın bize sıfır maliyetle sunduğu bu serveti, teknolojiyle taklit etmeye paramız yetmez.
Ancak biz ne yapıyoruz? Bu devasa ekonomik ve hayati serveti, birkaç holdingin ve yabancı yatırımcının geçici kâr haneleri için baltalıyoruz.
Ülke coğrafyasının ciğerleri sırayla, adeta organize bir şekilde sökülüyor. Dün Kaz Dağları’nda siyanürlü altın aramalarıyla başlayan doğa katliamı, bugün Giresun’un yeşil örtüsünde, Giden Gelmez Dağları’nın bakir coğrafyasında ve en son İliç’te tonlarca siyanürlü toprağın nehirlerimize, geleceğimize akmasıyla devam ediyor. Saymakla bitmeyecek kadar çok ruhsat, maden sahası ve ÇED raporu...
Buradaki en büyük trajedi ise tutarsızlıktır. Dün meydanlarda "Ben buraları talan ettirmem, doğayı koruyacağım" diye nutuk atanlar, bugün yabancı sermayenin ve malum holdinglerin önünü açacak izinlerin altına imza atıyorlar. Birkaç kişinin zenginliği uğruna, koca bir neslin nefesi ipotek altına alınıyor.
Siyasete ve sosyal hayata baktığımızda, her fırsatta göğsünü yumruklayarak "Osmanlı torunuyum" diye övünen, ecdat kültürü üzerinden siyaset yapan büyük bir kitle görüyoruz. Peki, bu kitle dilinden düşürmediği o ecdadın ormana, ağaca, yeşile bakışını ne kadar idrak edebiliyor?
Çağ açıp çağ kapatan Fatih Sultan Mehmet, bugünkü yöneticilerin ve doğa talancılarının yüzüne adeta bir tokat gibi çarpan o meşhur kanunnamesinde ne diyordu:
"Ormanlarımdan izinsiz bir dal kesenin başını keserim!"
Yeşili korumayı devletin bekasıyla, insan hayatıyla eşdeğer tutan bir imparatorluğun mirasçısı olduğunu iddia edenler, bugün yabancı şirketlerin dozerleri ormanlarımıza daldığında kafasını kuma gömüyor. Bu ne yaman bir çelişkidir? Bu nasıl bir ecdat hürmetidir?
Bu topraklar yıllarca terör belasından çok çekti. Hain terör örgütü, bu ülkenin canını yakmak için binlerce dönüm ormanımızı kundakladı, küle çevirdi. O gün hepimizin yüreği yandı, terörün doğa düşmanlığına lanet okuduk.
Ancak bugün geldiğimiz noktada sormak gerekiyor: Terörün kundaklayarak yok edemediği, bitiremediği o canım ormanları, şimdi holdinglerin ve yabancı ortakların ticari çıkarları doğrultusunda kendi ellerimizle, yasal izinlerle, iş makineleriyle niye kesiyoruz? Terörün yakmasıyla, paranın kesmesi arasında, doğanın yok oluşu açısından ne fark var?
Madenler çıkarılır, paralar kazanılır, holdingler büyür ve o "malum şahıslar" servetlerine servet katar. Ancak yok edilen bir ekosistemin, kuruyan bir su kaynağının, zehirlenen bir toprağın geri dönüşü yoktur. Ne o kazanılan milyon dolarlar ne de ithal edilen teknolojiler kaybedilen bir tek ağacın ürettiği oksijeni geri getirebilir.
Gelecek nesiller bizi, bu ülkenin dağlarını, ormanlarını satılık birer arsa gibi gören bu zihniyete karşı ne yaptığımızla yargılayacak. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras para değil, temiz bir nefestir.
Ecdadın kemiklerini sızlatmaktan, evlatlarımızın geleceğini çalmaktan vazgeçin. Çünkü bastığınız o toprak, kestiğiniz o ağaç sadece bugünün değil, henüz doğmamış çocukların hakkıdır.

DİĞER YAZILARI Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? 01-01-1970 03:00 Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında. 01-01-1970 03:00 Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz 01-01-1970 03:00 Şimdi ne olacak, haydeee… 01-01-1970 03:00 Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? 01-01-1970 03:00 Malatya’nın İntiharı: Seyretmeye Devam Edin! 01-01-1970 03:00 Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde 01-01-1970 03:00 Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik 01-01-1970 03:00 Ben Neyi Savunuyorum? 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi 01-01-1970 03:00 Yeni İsimler Er Meydanında 01-01-1970 03:00 Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı 01-01-1970 03:00 “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” 01-01-1970 03:00 Ahlakın Partisi Olmaz 01-01-1970 03:00 Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? 01-01-1970 03:00 Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? 01-01-1970 03:00 Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar 01-01-1970 03:00 Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı 01-01-1970 03:00 Köyde Kazan Kaynıyor 01-01-1970 03:00 Kürsü Sizin, Sokak Bizim! 01-01-1970 03:00 Sıradaki Kim? 01-01-1970 03:00 Kutuplaşmanın dili 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli 01-01-1970 03:00 Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer... 01-01-1970 03:00 Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar Ramazan Gelince Hatırlanan Vicdan 01-01-1970 03:00 Bir “Şok” Diğerini Sökerken 01-01-1970 03:00 Köyde Büyük Telaş: Seçim Yaklaşıyor 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 Küçük Enişte Bayramda,  Köy Seçimde 01-01-1970 03:00 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün 01-01-1970 03:00 Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar 01-01-1970 03:00 Adlî Emanet Deposu mu, Yol Geçen Hanı mı? 01-01-1970 03:00 Bir Şehir Dolusu Mağduriyet 01-01-1970 03:00 BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER 01-01-1970 03:00 Yeter artık bi kalkın  Ekonomi daralıyor. 01-01-1970 03:00 Her yılın 10 Ocak günü, takvimlerde "Çalışan Gazeteciler Günü" olarak yerini alır. 01-01-1970 03:00 Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu? 01-01-1970 03:00 Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? 01-01-1970 03:00 Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 01-01-1970 03:00 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? 01-01-1970 03:00 Bir Felaketin Uzayan Gölgesi: Depremin 1000. Günü 01-01-1970 03:00 Kaysı, Sağlık ve Çimento: Bir Bölgenin Vicdan Sınavı 01-01-1970 03:00 Tekstilde Sessiz Göç: Türkiye’den Mısır’a Akan Yatırımlar Alarm Veriyor 01-01-1970 03:00 Köyün Bitmeyen Hikayesi: Küçük Eniştenin Sonsuz Fırıldakları 01-01-1970 03:00 Pandemi Sonrası Kalp Krizleri: Bilim Konuşmalı, Kurumlar Susmamalı 01-01-1970 03:00 Görünenin Ardındaki Gerçekler 01-01-1970 03:00 Siyaset, Sosyal Medyada Değil Sahada Yapılır! 01-01-1970 03:00 Yıkılan Evler Değil, Umutlarımızdı 01-01-1970 03:00 Vatandaş Soruyor: Vekil, Başkan... Neden Bizi Ziyaret Etmedi? 01-01-1970 03:00 Neden Kurban Kesimi Yurt Dışında Daha Ucuz? 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Turan Ülküsü Vardı 01-01-1970 03:00 6 Şubat Depremlerinin Malatya’da Görünmeyen Yüzü 01-01-1970 03:00